|
|
|
Tarihçe
|
|
Güncellenme Tarihi : 20.02.2027 (983)
|
|
|
|
Türkiye´ de ilk araştırmalar 13 Aralık 1925´ de Islah-ı Buzr adı ile kurulan Eskişehir Tohum Islah İstasyonunda başladı. Başlangıçta sadece ıslah dalında yapılan çalışmalara, 1929´ da aynı kuruluşun içinde oluşturulan Kuru Ziraat Deneme İstasyonu (Dry Farming) ile yetiştirme tekniği dalında yapılan çalışmalarda eklendi. Daha sonraki yıllarda da patoloji konusu diğer iki disiplin yanında yer aldı.1951 yılında iki istasyon Eskişehir Islah ve Deneme İstasyonu adı altında birleştirilerek tek kuruluş halinde aynı çalışmalara devam etti. 1969 yılına kadar bu isimle araştırmalarına devam eden kuruluş, bu tarihte Eskişehir Zirai Araştırma Enstitüsü adını aldı. 1986 yılında önce Baklagil, daha sonra Geçit Kuşağı Tarımsal Araştırma Enstitüsü adını alan kuruluş 24 Ekim 1996 yılında yeni kampüsün açılışı ile birlikte Anadolu Tarımsal Araştırma Enstitüsüne dönüştürüldü.
Türkiye´ nin ilk araştırma kuruluşunda üzerinde çalışılan ilk bitki buğdaydır. Yarım yüzyılı aşan buğday araştırmaları başlangıçtan günümüze kadar gerek araştırma felsefesi ve gerekse uygulama yönünden oldukça büyük değişmeler göstermektedir. Yeni bilgilerin ortaya çıkması, yönetim değişiklikleri uygulamaya giren yeni tarım teknikleri ile araştırma imkan ve organizas yonlardaki gelişmeler bu değişiklikleri hazırlamıştır. Bu yüzden, yapılan çalışmaların üç dönem halinde incelenmesi gerekir.
Yapılan araştırmaları anlatmadan önce, başlangıç yıllarında bölgenin genel zirai durumunun ortaya konulması faydalı olacaktır. Bu yolla, yapılan çalışmalar sayesinde nereden nereye varıldığı daha iyi görülecek ve araştırmaların değeri daha iyi anlaşılabilecektir.
Genel Zirai Durum
1920´ lerin Türkiye´ sinde yapılan tarım geleneksel alışkanlıkların uygulandığı bir sistemdir. Bilgi, teknik ve alet-ekipman noksanlığı verimin çok düşük seviyede kalmasına sebep oluyordu.
Bu yıllarda bölgede ekmeklik ve makarnalık buğdayların üretimi yapılmakta, ekmeklik olarak "ak buğdaylar" (topbaş), makarnalık olarak "sarı buğdaylar" ekilmektedir. Çeşit ve tohum kavramı gerçek anlamıyla bilinmemekte, çiftçi tarlasında kaldırdığı buğdayı tekrar ekmektedir. Ekilen tohumluklar tam anlamıyla populasyon halindedir.
Ekim zamanı sonbahar yağışlarına bağlı olarak yapılmakta olup tava ekim alışkanlık halindedir. Bu yüzden bazı yıllar ekim çok geçikmekte, bazen Ocak ve Şubat aylarına kadar kaymakta, buda büyük ölçüde verim kaybına sebeb olmaktadır. Eki elle serpme suretiyle yapılmakta, mibzer henüz bilinmemektedir.
Nadaslarda toprak işleme kara sabanla yapılmakta, çeki gücü olarak hayvanlardan istifade edilmektedir. Bu durum, toprak işlemenin çok gecikmesine, sürüm işleminin yetersiz kalmasına, dolayısıyla nadasın asıl amacından uzaklaşmasına sebeb olmaktadır. Toprak işleme zamanı, derinliği ve aletleriyle ilgili bilgilerde mevcut değildir.
Gübre kullanılmamakta, hastalıklara, zararlılara ve yabancı otlara karşı mücadele gerek ilaçların bilinmemesine ve gerekse bunların yetersiz oluşu yüzünden yapılamamaktadır.
Bu dönem buğday tarımı, genel hatları ile "Ektim bayıra mevlam kayıra" felsefesi ile tam anlamıyla bağdaşmaktadır.
Bilgide ve uygulamadaki bu noksanlıklar, yetiştirilen çeşidin seçimine ve dolayısıyla verim üzerine etkili olmaktaydı. Ekimin oldukça geç yapılması makarnalık buğdaylara ekmeklik karşısında bir avantaj sağlamaktaydı. Bu yıllarda mibzerin uygulamaya konulmasıyla birlikte avantaj ekmeklik buğdaylara geçti. Mibzerle birlikte tav beklemeden kuruya ekim sağlanınca ekim zamanı öne alınmış ve tohumun çimlenerek kışa girmesi sağlanmış oldu. Bu uygulama sonunda ise makarnalık buğdaylar üzerinde kış soğukları etkili oldu. Eski sistemde ekim yağışlardan sonra yapıldığı için tohumun çimlenmesi genellikle ilkbaharda olmakta, kış zararından kurtulmuş olan makarnalıklar ilkbaharda daha hızlı geliştiklerinden ekmekliklere göre daha erken oluma girmekte ve haziran sonunda başlıyan sıcak ve kurak iklimin etkisinden kurtuluyorlardı. Ekmeklikler ise geç kaldıklarından dane doldurmada sıkıntı çekiyorlardı. Erken ekim sebebiyle önem kazanan ekmeklik buğdaylaar için yinede bazı mahzurlar söz konusuydu. Çimlenmenin öne alınması, alternatif tabiatta olan akbuğdayların ilkbahar yağışlarından bilhassa erken Mayıs yağışlarından tam anlamıyla istifade edemeden yerden kutrulmasına sebep oluyor, bu da verimi önemli ölçüde düşürüyordu.
Enstitü kurulduğu yıllarda, yukarıda kısaca özetlenen genel durum sebebiyle öncelikle bölgenin çeşit ihtiyacını karşılamaya yöneldi. Çalışmalarında : " mibzerle kuruya ekilip kıştan evvel çimlendiği halde kıştan zarar görmeyen sert buğday, ilkbaharda mayıs yağışlarından tam istifade edecek şekilde yavaş gelişen fakat bambul tehlikesinden evvel danelerini dolduran ekmeklik buğday elde etmeyi" hedef aldı.
Bu sırada bulguları Kuru Tarım uygulamaları için son derece önemli olan Dry Farming Deneme İstasyonu da 1929 yılında aynı mekanda kuruldu ve çalışmalarına başladı. Bu kurumda A. Numan KIRAÇ tarafından yürütülen ve türünün en uzun süreli araştırmaları olan, bugün pek çok ülkeye model olarak sunulan, uluslararası kuruluşlarca "Türk mucizesi" olarak takdim edilen buğday üretiminde kaydedilen gelişmelerin temeli olan toprak işleme ve ot kontrolu denemelerinin sonunda ortaya çıkan "Kuru tarım sistemi" yapılan ıslah çalışmalarını çok kuvvetli etkilemiş, bu etki ile bulunan daha güçlü çeşitler bu tarım sisteminin daha sağlıklı uygulanmasını sağlamıştır. Potansiyel verime ulaşmada etkin rol oynayan bu altyapı bilgilerini çeşit ıslah çalışmalarına geçmeden evvel çok özet olarak açıklamak faydalı olacaktır. Bu temel sistem üzerinde yürütülen çeşit ıslahı, gübre, ekim zamanı, ekim sıklığı gibi araştırmalardan etkili sonuçlar almak mümkün olmuştur. Günümüzde yaygın ve rutin olarak uygulanır hale gelmiş olan bu sistem 1930-50 yılları arasında kesintisiz 20 yıl A. Numan KIRAÇ tarafından farklı çiftçi uygulamalarının sistematik olarak karşılaştırılması ve bunların başarılı olanlarının medotik olarak bir araya getirilmesi ile oluşturulmuştur.
|
|
|